8 Nisan 2008 Salı

Aykut Abi

Aykut Oray gitmeyi seçtiği yönü ölene dek değiştirmeyenlerden. Bu onun için en mühim haysiyet göstergesi. Giderek bozulan bir dünyada duruşunu bozmayan bir adam olarak çevresinde çok seviliyor. Bu aurayı Bizimkiler dizisindeki Katil karakterine bile geçirdiği için, halk da onu bu rolle bağrına bastı. Canlı yayında olsa da hep doğru bildiğini söylediği için, hesapsız konuştuğu için Beşiktaş taraftarının belki de en sevdiği Beşiktaşlı. Tiyatrocu, oyuncu, sosyal demokrat, futbol yorumcusu, program sunucusu, hitit dili uzmanı, horoz dövüşçüsü, gurme, reklam yıldızı, gazete yazarı ve daha bir sürü şey. Ama galiba en önemlisi "Aykut Abi" olması.
Bursa İpek Yolu Film Festivali'nin konuğuyuz ikimiz de. (2007) Ben aynı zamanda yarışmalı bölümünün jüri üyesiyim, o da sinema dersleri bölümünün oyunculuk hocası. Eski festivallerden merhabamız, ufak tefek sohbet etmişliklerimiz var. En büyük ortak noktamız ikimizin de ağzımızın tadını iyi bilmemiz. (Öğle yemeklerimizi Bursa'nın en iyi, en köklü esnaf lokantalarından birinde, Abidin Usta'nın Yeri'nde yiyoruz. Bazen birlikte gidiyoruz yemeğe. Her seferinde o da ben de farklı yemekler söylüyoruz, Abidin Usta'nın bütün lezzetlerini tadalım, lezzet hafızamıza kaydedelim diye. Sonra yediklerimiz hakkında eskilerin deyimiyle "fikir mütalaası" yapıyoruz. "Pilav biraz sert kalmış; ciğer dolması nefis ama bunu esas şurada yiyeceksin; kabak tatlısının şekerini az tutmuşlar; Bunu şurada nasıl yaparlar biliyor musun, önce patlıcanı alırlar..."
Aykut Oray 105'e vuran kilosu, 1942'de çıkmış kafa kağıdı ve bu memleketin her köşesini gezmiş görmüş olması sayesinde bu konularda benden daha çok şey biliyor haliyle. Benim için hava hoş. Zaten karşısında Yoda'yı can kulağıyla dinleyen Luke Skywalker kıvamındayım ben. TRT'de Nuray Yılmaz'ın yıllardır yaptığı Gezelim Görelim programını seyrederken aldığım keyfi ve genel kültürü alıyorum adeta. Çarşının içindeki Abidin Usta'dan çıkınca Gezelim Görelim formatı devam ediyor. Simitçisi, dükkan sahibi, alışveriş yapanı, boşta gezeni yanımıza gelip Aykut Oray'ın elini sıkıyor. "Merhaba," diyor. "Biz sizi çok seviyoruz." Yıllardır mesleğim dolayısıyla halkımızın ünlülere gösterdiği bu teveccühe tanık olmuşumdur. Ama Aykut Oray'a gösterilende bir farklılık var. Çoğu, "Aykut Abi," diye geliyor yanına. En ufak bir tereddütleri yok. Onun selamlarını geri çevirmeyeceğinden, güzel sözlerine hoş karşılık vereceğinden eminler. Onun kendilerinden biri olduğuna çok önceden karar vermişler çünkü. Bursa'da bize ulaştırma hizmeti veren şoförlerden birinin festivalin bir diğer konuğu olan Kadir İnanır'la ilgili sözlerini hatırlıyorum. "Abi, gideyim konuşayım dedim, yanına bile yaklaşamadım, o ne havalar öyle? Kadir İnanır'san Kadir İnanır'sın ne yapalım, seni biz yapmadık mı Kadir İnanır?" İşte Aykut Oray'ın çevresinde o türden görünmez ama hissedilir bir güvenlik çemberi yok. İsteyen herkes sokulabiliyor yanına. Kimisi de, fark ediyorum, tanıdık geldiği için dik dik bakıyor yüzüne ama kim olduğunu bir türlü çıkaramadığından bir tepki veremiyor. Ama Aykut Oray onlara da selam verdiği için neticede bir "merhaba" çıkıveriyor ağızlarından.
100 metrelik mesafeyi kat etmemiz bu şartlarda dakikalar sürüyor. Tam yolun sonuna doğru geldiğimizde Bursa'da bolca bulunan aktarlardan birinin önünde duruyoruz. Dükkan sahibi hemen tanıyor Aykut Oray'ı. "Hoşgeldiniz" diyor. Aykut Oray belki de yemeyi çok sevmenin getirdiği sağlık problemleriyle çok uğraştığından doğal, bitkisel tedaviler konusunda bir uzman olmuş. Görünürdeki her şeyin ne işe yaradığını saydıktan sonra sende şu var mı, bu var mı diye dükkan sahibini sorguluyor. En son, benim ilk defa duyduğum ama Aykut Oray'ın dediğine göre sivilceden, sindirim bozukluklarına, iç hastalıklarına kadar her şeye iyi gelen İsviçre Şurubu'nu soruyor. Adam karşı dükkanı gösteriyor arkadaşta var diyor. Bana göstermek için soruyor Aykut Oray. "Bunun içinde alkol var mı?" diyor satıcıya. "Yok ," diyor satıcı, "Burada gitmiyor onlar." "Alkolsüz bir işe yaramaz ki," diyor Aykut Oray da. Satıcı yine, "Burada böylesini istiyorlar," gibisinden bir şeyler geveliyor belirgin bir memnuniyetsizlikle. O anda Aykut Oray'ın bir yönüne daha şahit oluyorum. "Cahil herifler. İlaç niyetine içilen bir şey bu. Bunun günahı mı olur yahu. Doktor verse içmeyecekler mi?" Oradan uzaklaşırken Aykut Oray hala söyleniyor. "Müslüman İsviçre şurubu yapmışlar!" Anlıyorum ki, Atarkçülüğü sözde değil, cahilliğe, yobazlığa hiç tahammülü yok.
Bu sayfaları doğuran sohbet içinse İstanbul'a döndükten, yılbaşı ve bayram curcunası bittikten sonra buluşuyoruz. Geçen ay altı buçuk saat sürdü diye kendi rekorum olarak ilan ettiğim Sezen Cumhur Önal söyleşisine inat, Aykut Oray'la birlikte tam dokuz (rakamla 9) saat geçiriyoruz. Bir kadeh şarap içelim diye oturduğumuz masadan, üçüncü şişeyi bitirdikten sonra kalkıyoruz. Aykut Oray da günlük iki kadeh olan istihkakını bu sayede aşmış oluyor tabii. Çerkez olduğu için yemek kültürü ve zevki gelişkin bir arkadaşımız olduğunu keşfettiğimiz Uluç da katılınca olay üçlü bir "Anadolu Lezzetleri Zirvesi"ne dönüşüyor. Dokuz saat boyunca aynı Bursa'da olduğu gibi yanımıza gelmeyen kalmıyor. Herkes Aykut Oray'a bir "Merhaba" demek için yarışıyor sanki. Çevresinde ne kadar sevilen, saygı gören biri olduğunu gördükçe kendisine beslediğim hürmet ikiye katlanıyor. Bu işin sırrının ne olduğu ise sohbetimizde ortaya çıkıyor. "Eğilmeyeceksin, büzülmeyeceksin, döneklik etmeyeceksin, duruşunu muhafaza edeceksin, gereken saygıyı kazanırsın." Benzerini yapmaya çalışıp çelmelere maruz kalan biriyseniz, böyle manzaralar size çok iyi geliyor, burnunuzun dikine devam edebilmek için yeniden şarj olmanızı sağlıyor.

Ege Görgün

Röportaj için tıklayın: http://www.tersninja.com/%e2%80%9cchp%e2%80%99liyim-olene-kadar-besiktasliyim-olene-kadar-kimseye-aykut-dondu-dedirtmem%e2%80%9d/

2 yorum: