Evrende başlangıçta su vardı...
İçine bir gün bir yaprak düştü...
Çay oldu..
İşte yaklaşık beş bin yıllık tarihiyle yapraktan demliğe bir bardak çayın öyküsü böylelikle başladı...
"Çay, dünyanın gürültüsünü unutmak için içilir" der Çinli bir filozof...
Beş bin yıllık tarihi boyunca, çeşitli felsefelere göre her şeyin sonunda ona döneceğine inanılan yaşam kaynağı sudan sonra, tüm dünyada en çok tüketilen içecek olma ünvanını bir an olsun elinden bırakmamış çay. Bu leziz sıvı, bununla da yetinmeyip, önceleri ilaç ve ritüel içeceği işlevi görürken sonraları en fazla rağbet gören keyif maddesi olma özelliği kazanmış. Keyif unsurunu bile farklı yorumlayan kültürlerin süzgecinden geçerken demliğinin dinsel, sosyal ve kültürel tatlarına bürünen çay, sonuç olarak bugün karşımıza başlı başına bir kültür olarak çıkmayı başarmış.
Nasıl oldu da insanın aklına kurutulmuş bir tutam yaprak üzerine sıcak su dökmek fikri geldi?' diye hiç düşündünüz mü? Bu sıcak dokunuşun ilk heyecanı binyıllar öncesine uzanan rastlantısal bir keşiftir. Yaklaşık beş bin yıl önce, efsanevi Çin İmparatoru Shen Nung, sıcak suyun içine düşen bir yaprağın, suyun rengini değiştirdiğini görünce, merak edip tadına bakar. Çok beğendiği bu lezzeti, her zaman içebilmek için, ülkenin her yerine o bitkinin ekilmesini emreder. Sıcaklığı ile insanları buluşturmayı başaran çay, daha sonraları, Çin’de konuk ağırlamanın önemli bir aşaması olur. İşte böylece, adına çay denilen bu dünya gezginin maceralı yaşamı başlar.
Doğunun bu saklı lezzeti, 17.yüzyılda Avrupa’ya ulaştı. Sağlık ve zindelik sunan bu sıcacık içecek, kısa sürede İngiltere’de bir yaşam tarzı haline geldi. İngilizler, 18. yüzyılda bugün dünyanın en büyük çay yetiştirilen bölgesi olan Assam ve Seylan Adası’nda çay bahçeleri oluşturdular. Üretilen bu çayları Avrupa’ya hızlı olarak taşımak için , “tea clipper” adı verilen süratli yelkenliler yaptılar. Ve çay, binlerce yıl sürecek yolculuğuna çıktı...
Türkiye, 1787 yılında Japonya’dan getirilen ilk çay tohumlarının ekilmesiyle üretimlerine başladı. 1947’de kurulan ilk fabrika ile üretim hızlandı. Geç bir buluşma olmasına karşın, Türk insanı, çok sevdi çayı ve günün her saatine, her mekana taşıdı bu sıcacık içeceği...
Latincesi Camellia Sinensis olarak bilinen ve aslında bir kamelya türü olan çay bitkisi oldukça hassas ve seçici. Bitkinin 28 cins ve 520 türüyle karşımıza çıktığı düşünülürse çay çeşitlerinin bolluğu daha kolay anlaşılacaktır. Kalitesinden ödün vermemek adına, dünyanın pek çok yerinde, hala el emeği ile toplanan göz nuru ile oya gibi işlenen bitkisinin yolculuğu demliğe varmakla sonlanmaksızın çay, farklı farklı kültürlerde inanışların, anlayışların ve içinde bulunulan zamanın suya rengarenk yansıması olmayı sürdürmektedir.
İngiltere'de beyaz kremalısı, Uzak Doğu'da yeşili, Hindistan'da siyahı ile... Dünyanın bir ucundan diğer ucuna aynı bir fincan suya bambaşka iksirlerini salarak...
7 Nisan 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder