


Malumunuz bilen biliyor, ardı ardına başıma gelen talihsizlikler sonucunda soluğu Vatan Caddesi'ndeki Emniyet'te aldım. Yeni pasaport çıkartmak için. Sağolsunlar pasaportu iki saatte halledeceklerini söylediler. Vakit öğle vakti. İki saati geçirmek lazım. Uzun zaman önce okumuş, duymuştum. Aksaray'da bir Paçacı Hasan Usta durumu varmış. Gidip ziyaret etmek farz. Zaten Unkapanı tarafından gelip Fındıkzade istikametine döndükten sonra Vatan Caddesi'ne girer girmez sağ tarafa doğru baktığınızda gördüğünüz tabela çok önceden de dikkatimi çekmişti. Biraz da el yordamıyla Fatih üzerinden tam da dükkanın önüne geldim. İçerisi son derece mütevazı, tipik bir esnaf lokantası ile kebapçı karışımı ama son derece temiz. Kapının girişinde uzun servis tezgahında sıra sıra bol salçalı görüntüleriyle çeşit bol. Yerime oturur oturmaz sıcak pide, yeşillik, salata anında masada. Her zaman gelme olanağı olmadığından azar azar da olsa pek çok şeyden tatma niyetindeyim.
Fasıla önce az paça ile başlıyoruz. Kelle paça önemli... Osmanlı Devleti zamanında kelle paça ve işkembe çorbaları, sarayda ve günlük hayatta oldukça tüketilen bir çorba çeşidiymiş. Saray mutfağında özellikle Enderun delikanlılarına genellikle çorba çeşidi olarak da kelle paça yapılırmış. Bizim evin de Enderun tadı yok değil hani. Küçükken Fındıkzade'de her hafta olmasa bile neredeyse on günde bir evde kelle paça çorbası olduğunu hatırlıyorum. Kelle de (tandır olanı) bir nevi fast-food tadındaydı. Zira evde yemek olmadığı zamanlarda Kızılelma Caddesi'ndeki ciğercinin kapısının önünde bekleyen tandır kellelerden alınır, evde güzel bir salata eşliğinde afiyetle mideye indirirdik. Bu arada sürekli garsona soruyorum. Bu ne? Nereden geliyor? Kelleler Diyarbakır'dan geliyormuş. İnanılmaz lezzetli, suyu evde yapılanlar gibi az yağlı. Dışarıda kelle yemenin en büyük problemi de budur bence. Aşırı yağlı suyu. Kadıköy'deki Çiya'nın kelle paçası da bu nedenlerle tam olarak yıllardır favorilerim arasındadır. Kelle paçanın en büyük özelliklerinden biri bol etli olması, üstelik hafifti de (yağın kıvamında olmasından büyük olasılıkla).
Kelle paçayı sıyırdım ama başıma geleceklerden haberim yoktu daha. İlk tercihim kaburga oldu. Bunu azı falan yok. Porsiyon geliyor. Kaburgayı beklerken kısa bir sohbetle mekanın geçmişine haiz oluyorum. Hasan Kutluğ Diyarbakırlı. Kebapçılık baba mesleği. 1975'te kendi dükkanını açıyor, 1993'te de İstanbul'a geliyor. Başka şubeleri yok, açmak gibi bir düşünceleri de. Felsefeleri de tam yöre insanına özgü: Yemediğini yedirme. Urfa'daki bir kebapçı da aynı şeyi söylemişti iki yıl önce.
Neyse kaburga geliyor. İç pilav üzerinde dumanı tüten kaburga... Et son derece yumuşak, lezzetli. Biraz yağlı ama zaten kaburga sipariş eden biri bu durumu baştan kabul etmiş demek. Yanında yeşil biber ve soğan. İç pilav bu işin olmazsa olmazı ama ben bir yandan "acaba hafif salçalı bir bulgur pilavı daha mı iyi olur" diye düşünüyorum. Onu da denemek lazım. Bu tür et yemeklerine meraklı olanların sabit geyiği vardır ya: "kemikleri sallayınca etler dökülüyor"... Durum aynen bu. Etler dökülüyor da çok mu yedim acaba?...
Hala bir miktar yerim kaldığı için az güveçle devam ediyorum. Orta büyüklükte kuzu etleri, bol patlıcan, biber ve diğer sebzelerle, üstelik yoğun bir biber salçası tadıyla benim için günün en iyi sürprizi oldu bu güveç. Salçadan kaynaklı hafif bir acılık var. Biraz ağır olduğunu kabul etmek lazım, alışık olmayanlara acı da gelebilir ama inanılmaz lezzetliydi.
O kadar iştahlı yiyor olmalıyım ki güveç tabağını bitirince garson "abi bir de fırın pirzola getireyim mi?" diye sordu. Aklım kalmadı değil ama hafif hafif midemde ve göğsümde ağrılar başgösterince vazgeçtim. Ama açıkçası aklım fırın pirzola ve fırın ağzında kaldı. Fırın ağzı kuzu etinin taş fırının hemen ön tarafında hafif ısıyla, uzun sürede pişmesiyle yapılıyor. Sanırım bir şekilde bir kez daha gelip fırın ağzı ve fırın pirzolayı da deneyeceğim.
Menüde başka ne var? Tandır, İzmir köfte, etli taze fasulye, nohut, kıymalı yumurta, orman kebap. Özellikle et yemekleri ve salçalı yemekleri sevenler için, hele hele bir de ağır yemeklerle benim gibi arası hoş olanlar için Aksaray'daki Paçacı Hasan tam doğru adres... Çok sık geçiş yapılan bir yer olmamasına karşın Aksaray'a sırf bunun için de gidilir doğrusu.
Tatlı mı? Bende yer kalmadı tatlı için ama Diyarbakır'ın meşhur burma kadayıfı "çok fena" gözüküyordu. Bir dahaya bir gıdım az yiyip kadayıfı da denemek lazım...
Bu arada saat 14.00 gibi pasaportu aldım ama aklım hala öğle yemeğindeydi... Tam gurman durumları yani: nitelikli oburluk...
Paçacı Hasan: Gureba Hüseyinağa Mah. Şekerci Sok. No:8/1 Aksaray
Tel: (212) 531 65 66, (212) 531 75 60

devamı gelsin...
YanıtlaSilyazi da pek guzel olmus, mekan da zupper gozukuyor, en kisa zamanda gidip gomulmek isterim kelle pacaya, danke schoen efendim
YanıtlaSilBu yazıyı okuyalı iki gün geçmişti ki yolum Aksaray'a düştü. Soluğu Paçacı Hasan da aldım.
YanıtlaSilGitmek isteyenlere tavsiyem saat 3'den geçe kalmasınlar. Ben gittiğimde saat 4'ü geçiyordu ve kelle paça, tandır ve iç pilav tükenmişti. Kelle paça nın yenisi saat beş, beşbuçuk gibi çıkıyormuş. Ama fırın ağzı ve lahana sarma'yı denedim. İkisi de çok başarılı. Yağlı yemeklerle ve kuzu etinin kendine has aromasıyla arası iyi olan herkes gidip denemeli...
Sağol Burak Abi...
Burakcım öyle güzel anlatmışsın ki insanın ağzının suyu akıyor.
YanıtlaSilyine de söylemeden edemeyeceğim: "kardeşim sana bu yedikleri yasak değil miydi?"
benim bunları yemem tamamen blog için bir çalışma, yani bir nevi iş... bu nedenle yasak bir şey yapmıyorum diye düşünüyorum :)))
YanıtlaSil